HABERLER

Kozmetik ürünlerde inovasyon

EREN: Daha önce yaptığımız programlarda özellikle kozmetik üzerine dünyada yaşanan gelişmeler ve o gelişmelerin heyecanını zaman zaman izleyicilerimizle paylaşmıştık. Bu noktada Türkiye üzerinde baktığımızda dünya vitrinlerinde yerini almamız ve aynı zamanda piyasalarda söz sahibi olabilmemiz açısından hem birçok uluslar arası fuarlara katıldınız hem önemli organizasyonlara dahil oldunuz gelişmeler hızla devam ediyor ama bir taraftan da dünya ekonomik anlamda gerçekten acayip bir süreçten geçiyor. Nasıl bir süreç geride bıraktık diye size sorayım inovasyona dair görüşlerinizi alacağız görüşlerinizi sorgulayacağız.

 

-Genelde ciddi bir şey yaşıyoruz. Hepinizin bildiği gibi sıkıntılı bir süreç yaşıyoruz. Doların artması, şuan büyük bir eğilim yaşıyoruz aslında üretici olarak yurtdışına mal satmaya yurtdışından ürün getirmeye yöneliktir. Bunun için de biliyorsunuz bir kozmetik üreticisi olarak çok fazla kongrelere, fuarlara katılıyoruz. Fuarlarda aslında konumuzla da bağlantılı olarak yeni ürün gözlemlemek açısından yeni ürün yakalamak ya da inovatif çalışmalar yapmak açısından çok önemli oluyor. Fuarlara gittiğimiz zaman farklı ülkelerin farklı ürünlerinden yada bilimsel çalışmalarından çıkan yeniliklerden haberdar oluyoruz. Bununda kökeni Osmanlı döneminde de Cumhuriyetin başlangıcında da geçen dünyada da sergiler olarak geçen kozmetik organizasyonlar yapıyor. O dönemler 1930’larda Türkiye’den giden markalar oluyormuş. Şuan tabi bu tür çalışmalar da fuarlarda oluyor. Örneğin, yılın en iyi ürünü, en güzel ürünü vb. bunlar sürekli üreticileri geliştirmeye zorluyor. Çünkü kozmetik sektörü sürekli yenilenen bir alan ve kendilerine bakım yapmaktan ziyade bunları yapıyor zaten daha çok kendilerini mutlu etmek için kullanıyorlar. Böyle kriz dönemlerinde hayatın biraz daha kötü geçtiği zamanlarda kozmetik tüketiminin çoğunlukla düşmemesi aslında biraz da şöyle bununla ilgili bunları kendinden bir parça olarak görüyor ve kendileri için yaptıkları bir şey olarak görüyorlar. Bence şuan savaş olan yerlerde biz buralara ürün ticareti yapabiliyoruz. Bizde Irak’a organik kozmetik satıyoruz. Bunları insanlarla paylaştığımız zaman şaşırıyorlar. Yüksek ücrette de olsa organik kozmetik tüketiyorlar. Çünkü bunlar hayatın bir parçası kriz dönemlerinde de olsa normal zamanlarda da olsa insanlar daha mutlu olabilmek için kullanıyorlar. Bu yanıyla da kozmetik ürünlerin kendilerini yenilemesi gerekiyor. İnovasyon’da biraz burada devreye giriyor.

 

EREN: Türkiye’deki mevcut tabloyu zaman zaman değerlendiriyoruz. Yakın çevremiz de bu işi yapan ve emek veren emektarı olan başta siz olmak üzere çok değerli kimyagerlerimiz aynı zamanda sektöre göre insanlar var. Dünya markası ya da dünya devi olarak nitelendirdiğimiz birtakım önemli ve hayatımızda ilk sıralarda yer alan isimler var. Artık herkesin kabul gördüğü ve korkunç maliyetlerle satın aldığımız, içerik olarak baktığımız da ve sonuç kısmında daha iyi ürünler üreten bir ülke potansiyeline sahip olduğumuzdan bahsedelim; öncelikli olarak potansiyelimiz nedir, neden yapılıyor? Yada bu potansiyeli neden fırsata dönüştüremiyoruz.

 

-Öncelikle inovasyon denilince aklımıza ilk gelen ne olduğunu tartışmak gerekir. Çoğunlukla inovasyon ürün odaklı iyileştirmeler olarak değerlendiriliyor. Ancak sistem odaklı, hizmet odaklı, pazarlama metotlarına odaklı kayda değer iyileştirmelere inovasyon deniliyor. Kayda değer ölçüdeki değişikler inovasyon oluyor. Bizim ülkemizde her yıl yeni ürünler alınıyor. Dünyada sergiler oluyor. Hangisi inovasyon, hangisi ikame ürün buna bakmak gerekir. Genelde kozmetik sektöründe örneğin, parfümlerle ilgili uluslar arası bir kabul vardır. Piyasaya her gün çıkan parfümlerin yarısı yeni parfümdür. Ama yeni parfümden aldığımız çoğunlukla yeni koku oluyor. Yada sadece ambalaj değişikliğiyle yeni algısı oluşabiliyor, yada satışla ilgilide olabiliyor. Örneğin, kozmetiklerde elden ele satış, farklı satış metotları gelişmiş durumdadır. Satış metodun da değişiklikler yapmak gerekiyor. Bizim ülkemizde kozmetiğin geçmiş yıllara kadar dayanıyor ve o süreçte çok inovatik geçişler yapmışlardır. Mesela sadece sabun yıllarca temizlik amaçlı kullanılmıştır. Sadece çamaşır yıkamak için kullanılırken, Necip AKAR demiş ki; cildiniz çamaşır değildir. Burada bir değişiklik yaparak sabunun bir güzellik sabunu algısını oluşturmuştur. Sadece bir cümle ile paradigma değişikliğine yol açmış ve sadece çamaşırlarda kullanılan sabun güzellik ve bakım için kullanılan birçok ürüne dönüşmüştür. Ya da deodorantlar ile ilgili sadece bedensel bir ihtiyaç olmadığı söylenirken yine bir üreticim çıkmış demiş ki, "Ter elbiseyi bozar”. Bundan 100 sene önce söylediği şeyi söylemiş. Deodorantınızı sadece kendiniz için kullanıyorsunuz ama terlediğiniz zaman sadece kokunuz değişmiyor. Elbiseleriniz de zarar görüyor. Yani şunu söylemek istiyorum. Bizim ülkemiz de olan şey şudur; birçok üreticimiz var ve çok iyi ürünler yapıyor, ürünler geliştiriyorlar. Bununla ilgili çok ciddi sıkıntılarımızın olduğunu düşünmüyorum. Ürün geliştirme anlamında söylemiyorum. Sadece ürün geliştirme süreçlerin yaşanan sıkıntı şu; uluslar arası akademik bir çalışma diyor ki, bir kozmetik tüketicisi bir kozmetik alırken ürünün etkinliğine bakar, formülüne bakar, ambalajına bakar, moda olup olmadığına bakar, öneri olup olmadığına bakar, nerede bulabileceğime bakar vb. ona yakın parametreden bahsediyor. Bizim üreticimiz genellikle ürün geliştirirken odaklandığı nokta ürünün etkinliği ya da ürünün formülasyonudur. Sadece ürünün formülasyonundan yola çıkarken tüketicinin beklentisi olan o yedi sekiz maddeyle ayrı parametreyle yola çıkıyor. Bu parametreleri gerçekleştiremediğimiz zaman tüketici o ürünü almaktan çekiniyor. Mesela ürününüz güven veriyor mu, ürününüzü birisi kullanıyor mu? Ürününüzü herhangi bir web sitesinde kullanıyor mu? Ürününüzü öneri olarak bir yerde duymuş mu? Yada ürününüzü her yerde bulabiliyor mu? Dağıtım kanallarınız iyi mi? Ürününüzü bu yıl marka olan bir ürünü içeriyor mu? Örneğin, şuan moda olan ürününüz de argan var mı? Bunun gibi parametreler geliştirme çok fazla yaşanmıyor. Bu nedenle de biraz böyle sorunlar yaşanıyor. Hem ülkemiz pazarında hem markalar konusunda sıkıntılar yaşanıyor. Hem de uluslar arası pazara girdiğimiz de katma değeri yüksek pazarlar da sıkıntılar yaşanıyor. Durum daha ucuz ve standart ürün yapmaya başlıyor. Yani sadece ürünü üretebildiğiniz ve satabildiğiniz yerlere yöneliyorsunuz. Büyük bir arazi üzerine büyük bir fabrika kuruyorsunuz ve adet bazlı ürün satar hale geliyorsunuz. O neyle ilgili sadece ürün yapma ile ilgilidir. Ama bizim inovatif çalışmalara ürünün bu yanından da ziyade bu ürün devam etmelidir. Bu birazcık ar-ge sürecidir. Yeni şeyler yeni aktifler yeni moleküller geliştirmeliyiz. Ama birazcık da eksik kaldığımız noktadan ziyade diğer yanlarda eksik kaldığımızı yeni sunum yöntemleri; örneğin, Eyüp Sabri Tuncer ilk defa Türkiye’de reyon fiş uygulamasını yapan bir yöntem getirmiş. Ya da Fahriye adlı bir edebiyat kolonyaya kolonya adını vermiş ve farklı satış metotları geliştirmiş. Tarihimizde farklı metotlar geliştirilmiştir. Günümüzde de bizim satışlarımızı karlı olarak arttırabilmemiz için ve uluslar arası bir yerde durabilmemiz için sadece ürün odaklı inovasyonla değil de daha da geliştirip devam ettirmesini sağlayacak faaliyetlerin ve pazarda tutunmasını sağlayacak şekilde olmalıdır. Birde bunları hikayelerle de özdeşleştirmek de gerekir çünkü biz hikayelerle insanların ürünlerle aralarında duygusal bir bağ kurmalarını sağlamak gerekir. Örneğin, geçen yılki Almanya fuarında bir sabun markasıyla tanıştım o markanın hikayesini anlattı bu kişi hikayesi şu; Almanya’dan yıllar önce göçen bir aile Almanya’daki çocukluk günlerini iyi günlerini anımsamak adına böyle bir sabun yazmış. Aslında baktığınız zaman çok zoraki bir hikaye ancak insanlarla aralarında bir duygusal bağ kurmaya çalışıyor. Ama bizim topraklarımızda Kaz Dağından tutunda Toroslara kadar birçok hikayelerle dolu medeniyetlerle dolu bir toprak ve bu toprakların örneğin, defneden ölmez çiçeğine kadar birçok hikayeleri barındıran topluluklar da var. En basit örnek, Apollon’un defneye aşkından dolayı ve defnenin de ona sürekli aşkından dolayı sürekli defnenin peşindeymiş ve en son Hatay’ın harbiye bölgesinde bir yere sığınmış Apollon’dan zarar görmemek için doğa anadan iyileştirmesini istemiş ve doğa ana onu defne ağacına dönüştürmüş. Böyle bir hikayesi vardır ve bundan dolayı Hatay’ın harbiye bölgesinde anlatılan bu hikayeyle Hatay’ı defne cenneti yapmıştır. Hatay da birçok defne üreticisi var. Üreticiler defne sabunu, şampuanı, yağı üretmeye başlamışlardır. Aynı hikayeyi Ege kıyılarında da geldiğiniz de Didim de Apollon tapınağı var ve etrafı defne ağaçlarıyla doludur. Yani bir sürü hikaye var ve bu bitkilerden bu hikayelerden geliyor. Bu hikayelerden bağdaştırıp kozmetik ürünlerimizle insanlarla anlatabiliriz. O zaman bizim bitkilerimiz daha ilgi çekici olabiliriz. Bizim topraklarımızda bitki örtüsü çok geniş olduğu için, hem sosyal yapı olarak hem de medeniyetsel yapı olarak çok fazla hikaye var ve bu hikayelerle sunumlarla inovatik bir yol alınabilir. Yine ürün satış metotları ile değişiklikler yapılabilir. Halen günümüzde normal satış metotları yukardan ittirme ile yada aşağıdan çekme ile değişik yöntemlerle oluyor. Bu ne demek, bir zincir var ve siz bu zincire girip tüketicinizin ürünü almasını istiyorsunuz. O zincire girebilmek çok pahalı ve o zincire neden girelim diyebilirsiniz. O zincirde sizin üretiminize yatırım yapacak kişi sizin ürününüzü neden alsın bunun yerine tüketiciyi sizin ürününüzü almaya zorlayıcı çalışmalar yapabilirsiniz. Örneğin, teknolojik gelişmeler buna imkan sağlıyor ya da sosyal iletişim metotları buna imkan sağlıyor. O yüzden hem satış metotlarında hem ürünü kurgulamada, konumlandırmada hem de ürün etkinliğinde farklı yöntemler yapabilir. Mesela bir yerde bilinmeyen birçok ürün var ve o ürünü alırken etkili olup olmadığına dair tedirginlikleri var. Bakıyor birisi bildiği marka diğeri bilmediği marka, o zaman tüketicide ne yapıyor, tabi ki bildiği markalı ürünleri tercih ediyor. O bilmediği markalar çoğunlukla bizim markalarımız oluyor. Yerli üreticinin markası oluyor. O bilmediği markayı nasıl raftan alır. Bununla ilgili çalışma yapması gerekir.

 

EREN: Şimdi içerik olarak baktığımız da kendi ülkemizde üretilen ürünler belki çok daha iyi içerikler veriyor olmasına rağmen insanlar onu tercih ediyor. Bu algıyı nasıl değiştirebiliriz?

 

Tüketiciye buna inanması gerekiyor. Örneğin, üniversitelerde hocalarımız var. Araştırmalar yapıyorlar. O hocalarla yapılacak saha çalışmaları akademik çalışmalar laboratuvar çalışmalarıyla o ürünün üzerine bunlar yazılabilir. Tüketicinin o ürüne güvenebilmesi gerekir. Siz bu güveni ulusalar arası markalarda markaların bilinirliğiyle bu güveni sağlıyorsunuz. Örneğin, Jennifer Lopez x ürünü kullanıyor. Sizinde bunları bir şekilde sağlıyor olmanız gerekiyor. Bunu da x kliniğin onaylanmıştır yazabilir. Bunu yapmak içinde bizde dernek olarak böyle bir misyon edinmiş durumdayız. Hem araştırmacılar hem üreticiler bizim derneğimizin içindedir. İhtiyaç duyan üreticilerimizi hocalarımızla birleştirip o üründe bunu doğrulamanız gerekiyor. Yada örneğin, birçok oyuncularımız, devlet tiyatrolarımız var. Bunların çalışanlarıyla sanatçılarla arkadaşlarımızı tanıştırıp, buluşturup markaların tanıtılmasında makul koşullarda bir çalışma yapabiliriz.

 

EREN: Güney Kore’ye baktığımız da kozmetik sektöründe dünyaya hakimiyet sağlamaya başlamaları, zaman zaman biz bile o ürünleri bulma noktasında interneti kullanarak ulaşmaya çalışıyoruz. Oradaki dizilerin sinema sektörünün ve ünlü olan insanların inancına inanılmaz katkısı var. Görsel anlamda o dizileri takip eden insanlar orada güzel bir şey gördüklerinde ona ulaşmak için ellerinden geleni yapıyor. Neden ülkemiz de bunu tam anlamıyla sağlayamadık.

 

-Biraz bu sadece üreticilerle alakalı ya da bilimsel çalışma yapanlar hakkında genelde ülkenin imajının oluşmasıyla da alakalı bir durumdur. O yüzden bizim ülke imajımızın da pozitif yönde gelişmesi için çalışmalar yapmak zorundayız. Bunlardan bir tanesi de bizim sektörümüze düşüyor. Bir tanesi turizme düşüyor. Bir tanesi başka yere düşüyor. Güney Kore örneği çok ilginç bir örnek, bu konu hakkında ben biraz inceleme yaptım. Neden böyle bir gelişme içindeler, Güney Kore kozmetikleri genellikle teknolojik farklılıklar sunarak kendisini sunmaya çalışıyor. Buna dikkat ederseniz kendi ülke algısıyla da çok örtüşüyor ve Güney Kore çok teknoloji üreten bir ülke oldu. Örneğin, Samsung gibi dev bir firma ki Samsung’un kendi başına olan döngüsü birçok ülkeninkinden daha büyüktür. Başka bir sürü markası mevcut durumda Güney Kore’nin. Dolayısıyla orda teknolojik algı yükseldikçe ürünlerinde teknolojik algılı ürünler geliştiriyor. Örneğin, Samsung’u üreten teknolojiyle, Almanlar Bosch markasını öne sürüyorlar. Ancak üzerine Alman teknolojisi ibaresini belirtiyorlar. Genelde ülke algılarıyla ülkelerin ürünlerinin güçlü yönleri örtüşme gibi bir yol izliyorlar.

 

EREN: Bir bakıma güven duymayı sağlıyor.

 

-Ben şöyle düşünüyorum. Bizim hangi yönümüz güçlüdür? Mesela insan kaynağımız mı güçlü, biz insan kaynağı üzerinden yoğunlaşmamız ve markalaşmamız daha doğru olur. Yada doğası güçlü tarihi güçlü hangisi güçlü ise o yönümüzü güçlendirmeliyiz. Mesela Güney Kore’nin ürün teknolojisiyle aynı teknolojiyle ürünü biz yapabiliyoruz. Birçok arkadaşımız bunu yapıyor. Ancak ikisini yan yana koyduğumuz zaman tüketici uluslar arası pazarda buna alırken ülke imajlarına da bakıyor. O zaman bizin hangi yönümüz güçlü kozmetik sektörü için toprağa dayalı ürünlerimizin daha güçlü olduğu kanaatindeyim. Birçok alanımız var. Birçok hikayesi olan ürünlerimiz var. Dolaysıyla organik ürünlerde daha güçlü olabiliriz. Bu bizim ülkemizin hikayesine daha uygun olduğunu gösteriyor. Tabi bunlar da teknolojik aletlerle gerçekleştiriliyor. Ama o teknolojiyi arka plan için kullandık ve ön planda kendi ürünlerimizi sunabiliriz. Bunları sunarken de güçlü bide tarihi olan birçok medeniyete beşiklik etmiş bir toprakta yaşamaktayız.

 

EREN: Burada desteklerde çok önemli aslında birlik beraberlik ortak akıl yada inovasyon gibi bu tür kelimeleri kullandığımızda sağlık bakanlığı yada tarım bakanlığı ortak paydada buluşulup milli bir ürün oluşturma noktasında yine bir çalışmaya da imza atılabilir. Bunu başarırsak insanların hayatlarına bir şekilde bunu yerleştirebilme noktasında belki teşhir anlamında en başta üretilen ürünlerin ekonomik anlamda çok maliyet olmadan ve aynı zamanda bakanlık nezdinde de desteklendiği için tüketiciye son kullanıcıya ulaşması biraz daha kolay olacaktır. Dolayısıyla o güven algısıyla tüketen insanlar bunun nasıl sağlıklı ve diğer ürünlerden daha iyi olduğunu anladıklarında hayatlarının bir parçası haline getirecektir. Bu anlamda bir çalışma yapılamaz mı? Kore diyoruz, Almanya diyoruz, farklı ülkelerdeki o başarılardan bahsediyoruz ama buralarda milli ürün kavramı gerçekten çok kıymetli ve burada bir seferberlik de ilan ediliyor. Biz ülke olarak tam anlamıyla bunu başaramıyoruz ama başarabilir miyiz?

 

-Ben buna inanıyorum. Hemen hemen biz ürünlerimizi 12 ülkeye ihracat yaptık diyebiliriz. Tüm kutularımızın arkasına son geliştirdiği "potansiyelini keşfet” logosunu tüm ürünlerimizde kullanıyoruz. Tabi Türkiye’de devletin desteklediği çok önemli destekler var. Bunu tüketicilerimizin çoğu bilmiyor. Yada nasıl kullanacağını bilmiyor. İhracat yapabildiğiniz zaman bununla ilgili çok büyük devlet destekleri var. Aşağı yukarı bir firmanın kendi büyüklerinin çok üstünde olan destekler var. Bu anlamda bu destekleri etkin bir biçimde kullanabilirsek yurtdışında firmalar kendi içinde firmalaşma politikası yürütebilirler. Burada sıkıntı şu ki, Türkiye’de Türk iş diye bir kapılanma var. Ekonomi Bakanlığı kozmetiğin oluşsun diye bir marka oluşturma stratejisi izliyor. Türkiye’deki farklı kitleleri temsil eden sivil toplum kuruluşlarının birlikte çalışmasında bir sorun var. Bu anlamda birlikte çalışma yapma anlamında birkaç sıkıntılar yaşıyoruz.

 

EREN: Birde unutmamak gerekiyor ki bu tür destekler doğru anlamda sağlandığında ve stratejik bir plan dahilinde hayata geçtiğinde bu diğer sektörleri de ciddi anlamda etkiliyor. Yani insanın prestiji insanların bakış açısı biraz daha açık olmalı ve gerçek anlamda bu ülkeyi çevirmesi anlamında çok kıymetli, bunu bir yerden başaramadığımız andan itibaren küresel rekabet de çok da iyi bir tablodan bahsedemeyeceğimizi de görüyoruz. Üretim den bahsediyoruz ama üretimin önemli ayaklarından biri de burada aslında doğru şekilde desteklendiğinde bu bizim turizm de dahil olmak üzere birçok alanda pozitif süreç yaşamamızı da sağlayacaktır. Yani şimdi düşünüyoruz, hayal ediyoruz, bambaşka bir şey var ve hani nedenini soruyoruz. Çünkü bunu hak ediyoruz ve yıllardır gayret gösteren insanlarda bunu hak ediyor ama bir yerde yapılan o yanlışlık maalesef her şeyi sekmeye uğratıyor.

 

-Birlikte olmamız gerektiğini düşünüyorum. Her zaman akıl birliği bilgi üretir. Yeni güç üretir. Sadece birlikte olan bir şeyi birlikte kaldıralım değil. Birlikte olmak yeni bilgiler üretir. Yeni bir direniş üretir yeni bir güç üretir. O yüzden şu yaşadığımız ekonomik ortamlarda bizim bizden başka kimsemiz yok beraber olmak zorundayız.

 

EREN: Ülke olarak baktığımız da insanlar inanılmaz derece kıskanç, biz kendi içimizde kıskanç sorunlarından kurtulamadan uluslar arası bu başarıyı nasıl yakalayabiliriz? Güzel bir şeyleri birileri yaptığında onun önünü açmaktan ziyade nasıl zara verebilirim algısıyla donanmış durumda. Gerçekten çok kritik dönemden geçiyoruz gelişmeleri takip ediyoruz ama o güzel gelişmeler yaşanırken o güzel gelişmeleri yaşatan insanların yaşadığı sıkıntıları duyduğumuz da gerçekten çok üzülüyoruz.

 

-Dün bir karikatür gördüm. İki tane adam balık tutuyor. Arkalarında da yedi sekiz tane kedi var. Karikatür de, "Hayatta başarısız olmanızı isteyenler kadar, başarısız olmanızı bekleyenler vardır”. Yani ben şöyle düşünüyorum bu noktada umutluyum. Bu toplumda çok iyi olan insanlar da var. İyi insanların varlığı bazı kötü şeylerin var olmasını da engel oluyor. O yüzden birlikte olursak toplumdaki insanlar beraberlik için olursa illa ki olumsuz şeyler olacak anlamına gelmemektedir. Emin olun ki bir şeylerin iyi olmasını bekleyen insanlar var.

 

EREN: Tabi ki su akıp yolunu buluyor. Güzel bir şey yapıldığında o hedeflediği başarıya ulaşıyor belki ama zaman efor ve enerji kaybederek oluyor. Bunun olmasını önleyebilirsek gerçekten çok güzel bir yolda alacağız. Alacağımız mesafe gerçekten hızlanmış ve biraz daha sağlam temellere dayanmış olacak o yüzden önce kendi içimizdeki problemleri aşmamız gerekiyor. İnşallah önce o negatif süreci aşarız ve gerçekten güzel yerlere gelecektir. O potansiyele sahibiz.

 

-Ben şahsen buna inanıyorum. Çalıştığımız firma olarak hem de sivil toplum çalışmalarımızda ben hep bu yönlü bir bakış açısı içerisindeyim. Bazen zorlu dönemlerden geçeceğiz. İnsan hayatı, tarihimizde de bu böyledir. Ülkelerin de insanlarında böyle dönemleri olur. Nihayetin de aramak istediğimiz yer dilediğimiz yer olsun. O yüzden dileklerimiz iyi şekiller üzerine kuruludur. Yapılması gereken şeyler de var belki gecikmeli yapılır, belki yıpratıyor, belki çok kolaylıkla yapılacak şey bazen kendimiz zorlaştırıyoruz vb. İnsanın mutsuzluğunun en büyük nedeni mutluluğunun elinden alınmış olmasıdır. Yapacağımız şeyi bilirsek, bir şeyler yapmak istemekten vazgeçmezsek bu süreçler gelişecektir.

 

EREN: İnsanlar başarıya ulaşan kişilere nasıl başardıklarını öğrensinler, nasıl bir yol izleyebiliriz diye yönlendirme istesinler güzel bir şeyler yapsınlar. Ortak noktada buluştuklarımızdan dolayı yayılan sinerji o kadar güzel ki hayat gerçekten çok kıymetlidir.

 

Herkese baktığımızda şuan iş yapamamaktan ve kepenk kapatan esnaflara baktığımız da çok üzücü rakamlardan bahsediyoruz. Şimdi gelişmekte olan ülkeler noktasında gurur duyduğumuz bir tablodan bahsediyoruz. Bunlardan bahsederken kendi içimizde görmekte ayrı bir çelişkiyi de ortaya koyuyor. Sizin 2017 ‘ye dair görüşleriniz nelerdir? Düşünce olarak sizde aynı yerde misiniz? Sizinde endişeleriniz mi var?

 

-Bu endişeler hepimiz de var açıkçası, öyle şeyler duyuyoruz. Durumumuzu korumamızın çok iyi bir hedef olduğunu düşünüyorum. Belki büyüme odaklı değil ama gerçekçi olarak durumumuzu koruyabileceğimizi düşünüyorum.

 

EREN: Sayın KAHRIMAN son mesajınızı alalım.

 

-Bu vesileyle önümüzdeki sene sonuna da yaklaşmışken çok umutlu olduğumuzu düşünüyorum. Önümüzdeki sene yine güzel şeyler konuşacağımıza inanıyorum.